ARTIK AİDAT VE BAĞIŞLARINIZ İNTERNET BANKACILIĞI ÜZERİNDEN YAPABİLİRSİNİZ TÜRKİYE İŞ BANKASI HÜSEYİNGAZİ ŞUBESi'DİR İBAN NO TR 08 0006 4000 0014 3890 0048 80 ALICI ADRESİ (ÇORUM İLİ ALACA İLÇESİ KARATEPE KÖYÜ DAY.DERNEĞİ ) GENÇLİĞE ÇAĞRI BÖLÜMÜNÜ MUTLAKA OKUYUNUZ.
Duyurular

Değerli Karatepe Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği üyeleri, Dernek üye aidatları ve yer parası borcu olanlar yıl bitmeden borcunuzu Hüseyin Erbaş 'a(tel:0535 6713880) saat 10:00 ile 17:00)ödeyebilirsiniz. Yıl sonu itibarı ile Denetim Kuruluna hesap kesim işlemi yaptırılacaktır. Borcunuzu öğrenmek için    GOOGLE--- karatepekoyu.com …. adresinde  TC NUMARANIZI GİREREK ÖGRENEBİLİRSİNİZ. Selamlar.


GELENEKSEL BAYRAMDEDE ŞENLİKLERİ 13-14 TEMMUZ 2019 GÜNLERİ GERÇEKLEŞTİRİLECEKTİR.BU ŞENLİKTE KURBAN VE ADAK SAHİPLERİ 31.05.2019 TARİHİNE KADAR DERNEK YÖNETİMİ İLE BAGLANTI KURMALARI GEREKMEKTEDİR.  YETERLİ KURBAN VE ADAK TALEBİ OLMAZ İSE PİKNİK ŞEKLİNDE DÜZENLENECEKTİR.TAHMİNİ KURBAN PARASI 1200 TL DİR. TALEP SAHİPLERİ 31.05.2015 TARİHİNE KADAR 0507 8630602 TELEFON NUMARASI İLE  İRTİBATA GEÇEBİLİR.


Değerli Hemşerilerim ; Karatepe köyü okul bahçesinin içerisinde, özellikle cenaze merasimlerinde kullanmak amacıyla 84 m2 çardak yapımı için yönetim kararı alınmıştır. Tahmini maliyeti 15-16000 TL dir.2019 yılı aidatlarına ek olarak her üyemiz 50 Türk lirası ödemesi gerekmektedir. Tüm canlara duyurulur. Ayrıca bağışta bulunmak isteyenler derneğimize bu amaçla bağış  yapabilirler. Sevgilerimle.

 


Çorum Hava Durumu
Anket
Türkiye ekonomisi nasıl gidiyor ?


 
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 7,3708   7,3841
EURO 8,9420   8,9581
       
Özlü Sözler
İstemek "istiyorum" demek değil, harekete geçmektir. (A.Maurrois)
Sitemizi Tavsiye Ediniz
Sitemizi arkadaşlarınıza tavsiye ederseniz memnun kalırız.
 
  
Ziyaretçi Bilgileri
Bugün: 25
Dün: 41
Toplam: 59474
BAŞBAKAN, CUMHURBAŞKANININ NERESİNİ SIKTI ?
 

BAŞBAKAN, CUMHURBAŞKANININ NERESİNİ SIKTI ?

Değerli Okuyucular!

Hem Süleyman Demirel, hem de Turgut Özal, ülkemize bürokrat, siyasetçi, parti başkanı, başbakan, cumhurbaşkanı olarak hizmet etmişlerdir. Her ikisine de Allah’tan rahmet diliyor, mekanları Cennet olsun diyoruz.

Süleyman Demirel, başbakan olduktan sonra, Turgut Özal’ı bürokraside yüksek görevlere getirmiştir. Onun yurt çapında tanınmasına neden olmuştur. En son 12 Eyül 1980 ihtilalinden önce, Demirel tarafından kurulan 43. hükümette başbakanlık müsteşarı olarak görev yapıyordu.

İhtilalden sonra kurulan Bülent Ulusu hükümetinde de ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı olarak 22 ay görev yaptıktan sonra istifa ederek, 20 Mayıs 1993 te Avavatan Partisini kurmuştur.

12 Eylül 1980 ihtilali olunca, o zaman Adalet Partisinin Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel ile Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bülent Ecevit eşleriyle birlikte Gelibolu-Hamzakoy’a gönderilerek gözetim altına alındılar.

Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ile Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş İzmir-Uzunada’da gözetim altında tutuldular.

Çıkarılan bir kanunla, siyasi parti genel başkanlarına 10 yıl diğer il ve ilçe başkanlarına ise 5 yıl siyeset yapma yasağı getirildi. Siyasi partiler kapatıldı. Aynı isimle yeniden parti kurmaları yasakladı.

Seçimler 5 yılda bir yapılacaktı, millet vekili sayısı 400 olarak belirlendi.Ayrıca milletvekili çıkarabilmek için baraj %10 olarak belirlendi.

Ancak siyaset yapmaları yasaklanan bu kişilerin yasakları uzun sürmedi.

6 Eylül 1987 de halk oylaması ile siyeset yapma yasakları kaldırıldı.

12 Eylül 1980 ihtilaliinden sonra Türkiye’de ilk genel seçimler 6 Kasm 1983 tarihinde yapıldı.

6 Kasım 1983 seçimlerine girmeye, şu üç parti hak kazandı:

1-Halkçı Parti (HP) Genel Başkanı Necdet Calp.

2-Anavatan Partisi (ANAP) Genel Başkanı Turgut Özal

3-Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) Genel Başkanı Turgut Sunalp.

6 Kasım 1983 tarihinde yapılan seçimde:

ANAP: 212

HP : 117

MDP : 71 milletveki çıkardılar.

Cumhurbaşkanı Orgeneral Kenan Evren; hükümeti kurma görevini Turgut Ozal’a verdi. Özal, hükümeti kurdu. Ülkeyi yönetmeye başladı. O zamana kadar Türkiye’de, özelleştirme diye bir kavram yoktu. Özal, bazı kurumları özelleştirmeye başladı. Televizyondaki şu tartışması uzun süre unutulmadı:

Bir televizyon tartışmasında: Özal, bazı kurumların özelleştirileceğini. bazılarının satılacağını belirtti.

-Halçı Parti Genel Başkanı Necdet Calp”Ben sattırmam.” deyince, Özal -Babalar gibi satarım demiştir. Böylece ülkemizde özelleştirme hareketleri başlamıştır.

1987 yılında Özal hükümeti, erken seçim kararı aldı ve 29 Kasım 1987 de erken seçime gidildi.

Bu seçimde partilerin oy dağılımı şu şekilde belirlendi:

Anavatan Partisi (ANAP) ....................: 288

Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) : 98

Doğruyol Partisi (DYP) ........................: 52

Demokratik Sol Parti.............................: 5

Refah Partisi..........................................: 6

Bu seçimde Sülayman Demirel de Isparta’dan milletvekili seçilerek meclise girdi.

288 milletvekili ile çoğunluğu sağlayan Turgut Özal, tekrar hükümeti kurarak ikinci defa başbakan oldu.

31 Ekim 1989 da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Tuurgut Özal 247 oy alarak, Türkiye’nin 8. cumhurbaşkanı olarak seçildi.

Kendi elleriyle bürokraside yüksek makamlara getirdiği Turgut Özal’ın bu kadar yüksek oy almasına ve kendisinin 52 milletvekili ile kalmasına Demirel çok üzüldü. Fakat elden de bir şey gelmiyordu. Bunun için 1991 de yapılacak genel seçimleri iple çekiyordu.

Nihayet 1991 genel seçimleri propogandası yapılmaya başlayınca, Demirel meydanlara çıktı. İl il, ilçe ilçe dolaştı, her gittiği yerde:

-Ben seçimi kazandğımda, hükümeti kurmak için Çankaya Köşküne çıkmam. Özal’ın ELİNİ SIKMAM. Çankaya aşağıya iner. Alın benim müsteşarımı bu göreden! diyerek ülkeyi karış karış dolaştı. Çok aktif çalışıyordu ama yaşı da bir hayli ilerlediği için, yorgunluğu da yüzünden okunuyordu. Fakat her konuşmasında Cumhurbaşkanı Özal’a çatmaktan kendisini alamıyordu. Özal’ın Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkünde kalmasını bir türlü hazmedemiyodu.

Nihayet 1991 seçimleri yapıldı.

Bu seçimde milletvekili dağılımı şöyle oluştu:

Doğruyol Partisi (DYP) ....................: 178

Anavatan Partisi (ANAP) ..................: 115

Sosyaldemokrat Halçı Parti (SHP)..... 89

Refah Partisi (RP) ..............................: 61

Demokratik Sol Parti (DSP) ...............: 7

milletvekili çıkardı.

En çok milletvekili çıkaran partinin başkanı Süleyman Demirel’i Cumhurbaşkanı Turgt Özal, hükümeti kurma görevini vermek amacıyla Çankaya Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne çağırdı. Kısa bir hal hatır konuşmasından sonra, hükümeti kurma görevini, Demirel’e verdi.

Bu sırada Çankaya Köşkü’nün kapısına yığılan gazeteciler. Baktılar, Demirel yüzü güler bir şekilde geliyor. Hemen mikrofonları Demirel’in ağzına dayadılar.

-Efendim, elini sıktınız mı, elini sıktınızmı? diye haykırıyorlardı.

-Demirel kendine özgü ifadesiyle

-YA NERESİNİ SIKACAKTIM? DEDİ.

ROMEN KADIN, KÖY BEKÇİSİNİN NERESİNE SIÇTI?

Değerli Okuyucular! Eskiden köyler kalabalıktı. Köylere, ara sıra Romenler; at arabasıyla, atla, eşekle gelir, köyün veya arazinin uygun bir yerine çadırlarını kurarlardı.

Köylünün, Romenlere; “buraya çadırınızı kuramazsınız” deme gibi bir hakları yoktu. Devlet, bunlara berirli yerlerde, belirli bir süre kalmalarına izin vermişti.

1980 yılının Mayıs ayında, Romenler kalabalık bir kafile halinde gelerek, Karatepe Köyü’nde Yukarı Çayır denilen yere, bir sürü çadır kurdular.

Romenlerin kadınları; bohça denilen torbalarının içinde, gelin olacak kızlar için, çeyiz malzemeleri, giyim eşyaları, havlular, eşarplar, çamaşırlar satarlardı. Karşılığında genellikle para alırlardı. Bazen de parası olmayanlar, aldıkları mal karşılığında, yiyecek malzemeleri, un, ekmek, yumurta verirlerdi.

Romenlerin erkekleri de, kalbur, elek, maşa gibi eşyalar yaparlardı. Kadınları onları da pazarlarlardı.

Bu kadar kalabalık Romen kafilesinin bir sürü de atları, eşekleri vardı. Onları da başıboş vaziyette araziye saldılar. Başı boş otlayan bu hayvanlar, köyün buğday tarlalarına girerek, zarar vermeye başladı.

Muhtar; köyün bekçisini çağırdı:

-Git söyle, komşunun malına, mülküne zarar vermesinler! dedi.

Köy bekçisi Haydar Ağa: “Gel birlikte gidelim, hem şöyle bir gezelim, hava alalım, hem de şu Romen’lere tembih edelim, araziye zarar vermesinler.” diye yanına (Eyup Bahadır) Eyüp Ağa’yı da alarak, çayıra gittiler.

Bekçi, daha çok çocukların ve kadınların bulunduğu kalabalık bir topluluğa yaklaşarak, biraz azarlar tarzda ve yüksek sesle: “Atlarınıza, eşeklerinize sahip olun! Bakın, köyün buğday tarlalarının içinde yayılıyorlar. Köylü kızıyor, Muhtar beni özellikle gönderdi,” diye onları uyardı.

Romenler’den orta yaşlı, iri kıyım, esmer bir kadın: “Tamam, Ağa bakarız. Merak etmeyin!” diye cevapladı.

Köy bekçisi üsteledi. “Bir daha tekrar gelmeyim. Eğer gene şikayet gelirse, ben de buraya gelmek zorunda kalırsam, sizin için çok kötü olur. Hayvanlarınıza sahip olun, terbiyesizlik yapmayın!” dedi.

Romen kadın bekçi Haydar Ağa’ya: “fazla dır dır etme, gagana sıçarım.” dedi.

Köy bekçisi ve Eyüp Ağa, başka bir şey söylemeden, oradan uzaklaştılar.

Bekçi Haydar Ağa, Eyüp Ağa’ya sordu:

-Ula, Eyüp Ağa, bu (çingene kadın) cingan garı benim nereme sıçtı? dedi.

Eyüp Ağa, Köy bekçisi Haydar Ağa’ya; “Valla, bildiğim kadarıyla gaga diye buruna denir. Herhalde senin burnuna sıçtı.” dedi.

Bunun üzerine bekçi Haydar Ağa sinirlendi: “Gideyim, şunlara hadlerini bildireyim.” diyerek geri dönmek istedi.

Eyüp Ağa, bekçinin kolundan tuttu: ”Gel, boşuna gitme! Daha kötü olur. Onlara uyma! Bu sefer de başka yerlerine de sıçarlar.” diyerek bekçi Haydar Ağa’yı göndermedi.

 

GAZZACİ BEKTAŞ ŞİMİRİN EŞEĞİ OLMADI.

Değerli Okuyucular! Köyümüzde, etliye sütlüye dokunmayan, kendi halinde olan, Bektaş Buyruk isimli bir amcamız vardı.

Bektaş Amca evini geçindirmek için şehirden teneke ile gazyağıalır, eşeğine yükler, köy köy dolaşarak onu satar, üçbeş kuruş kazanırdı. Bu nedenle ona Gazzaci Bektaş (gazyağı satıcısı) derlerdi.

Nerede aransa, orada bulunduğu ve elinin de çabuk olmasınedeniyle de, ona,Cinbekdeş diyenler de olurdu.

Gazzaci Bektaş’ın Kanlıbent denen arazide Büyük Öz denen çayın kenarında bir tarlası vardı. Çayın karşı tarafında da Arapseyfi Köyünden Kara Şükrü adında bir kişinintarlası vbulunuyordu. O yıllarda yağmur bol olurdu. Sık sık, çok gür seller gelirdi.

Gel zaman git zaman, sel Kara Şükrü’nün tarlayı ortadan ikiye böldü ve bir parçası Gazzaci Bektaş’ın tarlasına eklendi.

Kara Şükrü:”Tarlanın bu kısmı benim.” dedi. Gazzaci Bektaş: “Hayır benim.” dedi.

Nihayet Kara Şükrü dava açtı ve keşif getirdi.

Hakim her iki köyden de ikişer şahit seçti.

Kara Şükrü’nün köyünün şahitleri, “Bu tarla Bektaş Buyruk’undur.” diye ifade verdiler.

Karatepe Köyü’nden, yani Bektaş Buyruk’un köyünden seçilen şahitler de, bu tarla BektaşBuyruk’undur diye ifade verdiler.

Hakim:”Vebalı günahı şahitlerin boynuna, Yaz kızım dava konusu tarlanın Karatepe Köyü’nden Bektaş Buyruk’un olduğu tespit...” derken

Kara Şükrü: “Bir dakika Hakim Bey, sizden bir isteğimolacak.”

Bektaş Buyruk’a “Bu tarla senin olduğuna, öbür dünyada Şimir’in eşiği olur musun, diye bir yemin verin! Olurum derse, ben tarlamdan vazgeçiyorum.” dedi.

Hakim: “EvladımBektaş Buyruk, bu tarla senin olduğuna öbür dünyada Şimir’in eşeği olur musun? Deyince, Fakının oğlu Gazzaci Bektaş’ın koltuğuna girdi. “Olurum de, lan, Olurum de. Şimir’in eşeğini  şeydiyim.” dediyse de,

-Bektaş Buyruk: Şimir’in eşeği olamam Hakim Bey, dedi.

Hakim tarlayı Kara Şükrü’nün üzerine hükmetti.

Not: Şimir: Kerbela’da Hazreti Peyamberin torunu Hasreti Hüseyin’in kafasınıkeserek gövdesinden ayıran ve halk arasında sevilmeyen bir kişidir. Gazzaci Bektaş da öbür dünyada, Şimir’in eşeği olmayı kabul etmeyince, tarlayı kaybetti.

MUHAREM AĞA EŞEĞİNİ NEREYE BAĞLADI? (MUHARREM)

Değeli okuyucular ve Sevgili Gençler! 1950’li 1960’lı yıllarda, genellikle köyden şehire atla, eşekle giderledi. Şehire varınca da, eşeği bir hana bağlarlar, ihtiyalarını karşılamak için çarşıya çıkarlar, alış verişlerini yaparlar, sonra hana gelir, han parası olan, o zamanki fiyatla 50 kuruşu öderler, geri köye dönerlerdi.

Bizim köylü Muharem Ağa düşünüyor:”Eşeği hana bağlayıp da, boşuna niye 50 kuruş vereyim. Uygun bir yere bağlarım, sonra da çözer, köye dönerim.” diye düşünürken, bakıyor ki, hükümet binasının önünde üç tane bayrak direği var.

Muharem Ağa sevinerek, eşeği direğin birisine bağlıyor, çarşıya çıkıyor.

Eşek yoldan geçen diğer hayvanları, eşekleri görünce, başlıyor anırmaya. Bir anırtı, iki anırtı derken kaymakam rahatsız oluyor ve balkona çıkıyor. Birde ne görsün; bayrak direğine bağlı bir eşek, anırıp duruyor.

Hemen polisi çağırıyor. “Bu eşeği alın, götürün, bir hana bağlayın! Sahibine de 5 lira para cezası yazın!” diye emir veriyor.

Polis eşeği götürüyor, Hancı Hasan’ın hanına bağlıyor.

Eşeğin sahibi ne zaman gelecek diye hükümet konağının kapısında beklemeye başlıyor.

Biraz sonra bizim Muharem Ağa elinde aldığı malzemeleri, heybesi ile etrafa bakarak, sallana sallana geliyor. Eşeği bağladığı bayrak direğine bakıyor. Eşek yok. Eşeğini yerinde göremeyen Muharem Ağa, şaşkın, üzgün, etrafı gözetliyor.. Polis durumu anlıyuor.

-Muharem Ağa’ya “Ne arıyorsun hemşerim?” diyor.. Muharem Ağa, Polise, “Efendi, buraya eşeğimi bağlamıştım. Çalmışlar, göen oldu mu acaba? Diye soruyor.

Polis memuru gülümsüyor.

-Biz de seni arıyorduk. Burası Hükümet Konağı, Hükümet konağının bayrak direklerine eşek bağlanır mı? Eşeğin zır zır anırdı. Kaymakam rahatsız oldu. 5 lirada ceza kesilmesini söyledi.Al şu makbuzu diyerek Muharem Ağaya ceza faturasını uzatıyor.

Muharem Ağa cezayı veriyor. Polise, “Efendi Ağa, eşeğim nerede?” diye soruyor.

-Polis, eşeğin Hancı Hasan’ın hanında. Git, oradan han parası 50 kuruşu da öde, eşeğini al, diyor.

50 kuruşu baştan ödemeyip de, eşeğini hükümet konağının bayrak direğine bağlayan Muharem Ağa, hem 5 lira ceza veriyor, hem de 50 kuruş han parasını gene vödüyor.

Kör pişman köye dönüyor. Kolay mı? O zamanın 5 lirası iyi paraydı. Belki tüm aldıkları malzeme 5 lira bile değildi. Yazık oldu bizim Muharem Ağa’ya.

EYUP AĞA YAŞLI KADINI NEDEN HASTA ETTİ?

Sevgili Okuyucular, Kırşehir’de doktor olarak çalışırken hafta sonları sık sık da köye giderdim. Bizim tarlaları ağabeyim eker, biçerdi. Benim ekili birşeyim yoktu, ama, komşuların ürünlerinin iyi olmasına çok sevinirdim. Onların buğday ve nohut tarlalarını gezerdim.

Eniştem Eyüp Bahadır da benimle gezerdi. Gene böyle bir gün tarlaları gezdik, köye döndük. Eniştem bana dediki: -Doktor, sürekli köye gelip gidiyorsun. Çiftçiliği de seviyorsun. Tohumu senden, öteki hizmetleri benden 150 dönüm ortak nohut ekelim. Yeşerince yeşilliğine bakar, bir seviniriz, olgunlaşmaya başlayınca, dolaşır olgunlarını yeriz. Yolar köye getiririz. Sen Kırşehir’e götürürsün.Çocuklara: -Bakın çocuklar bu bizim tarlanın nohutları, dersin.

-İyi olursa ikimizde kar ederiz. İyi olmazsa onu da Allah bilir, dedi.

Benim de aklıma yattı. “Nasıl olsa köye gelip, gidiyoruz. Hiç olmazsa geliş gidiş 300 kilometrelik bu yolu boşa gelip gitmemiş oluruz.” diye düşündüm. Enişteme 60 teneke nohut satın alıp, verdim.

Bahar gelince onu bir güzel ektiler. Havalarda iyi gitti. Yağmur da iyi yağıyordu.

15 Mayıs’ta ailece köye gittik. Eniştem, çocuklar, ben tarlaları gezdik. Her taraf yemşeşil, nohutlar güzel gelişmiş. Neşeli bir şekilde köye döndük.

Hasat zamanı geldi. Eniştem beni köye çağırdı.

-Doktor, nohutlar güzel oldu da, yağmur, dolu yağmadan bir yoldurabilirsek iyi olacak. dedi.

O zamanlar, nohutlar bireçdöverle alınmıyordu. Elle yolunuyordu. Bu yolum işini de genellikle Urfa tarafından gelen işçiler yapıyordu.

“İşçileri nerede buluruz?” diye düşünürken,Yozgat’ın Mahal Köyünde nohut yolduklarını, öğrendik. “Birkaç güne kadar oranın işi biter. Bizim köye getirirsek iyi olur.” diye düşündük.

Bindik arabaya, Mahal’a vardık. Vardık ama o sıralar Urfa’lı işçiler de karaborsaya çıkmış. Her köyden onlara talep gelmiş. O diyor; ”bizim köye gidelim.” Öteki diyor; “ bizim köye gidelim.” Pazarlık, işçilerin başında Dayı Başı denen birileri var, onunla yapılıyor.

Ben enişteme dedim ki: “Dayı Başına deki: Benim ortağım doktor. İşiniz biter bitmez paranız tıkır, tıkır ödenir. Öyle hele nohudu satalımda, ondan sonra paranızı verelim diye sizi oyalamayız, de!” dedim.

Eniştem gitti Dayı Başına aynen anlattı. Dayı Başı benim yanıma kadar geldi. Beni şöyle baştan aşağı iyi bir süzdü. “Demek siz toktorsunuz.” dedi. Ben de; “Evet doktorum Kırşehir’de çalışıyorum.” dedim.

Dayı Başı enişteme; “Yeme içeme konusunda nasıl bakarsınız. Bizi aç bırakmayın da!” dedi.

Eniştem: “Ben köyün ileri gelenlerindenim. Bana Eyüp Ağa derler.

Sabah kahvaltısında: Çay, peynir, bal, zeytin, tereyağı, çeşitli reçeller, yumurta tırıp. İçen varsa sigarada benden.

Öğlen yemeğinde: Katmerli çörek, kızarmış tavuk, pirinç pilavı, yoğurt, ayran, çay tırıp. Sigara gene benden.

Akşam yemeği: Bulgur pilavı, ayran, karpuz, kavun, çay. Sigara gene benden.” deyince Dayı Başı zevkten dört köşe oldu. Ağzı kulaklarına varıyordu.

Dayı Başı enişteme söz verdi. -Tamam dayı, Bugün Pazartesi, buranın işi Cumaya biter. Cumartesi sabah kesin sizin köydeyiz. dedi.

-Ben 500 lira kapora verdim. Ona da çok memnun oldu.

Eniştemi köye bıraktım. -Ben Cumartesi Öğleye doğru gelirim. dedim. Kırşehir’e döndüm.

-Cumartesi günü Kırşehir’de arabanın arkasını karpuz, kavun ile doldurdum. İşçilerin çalışmaya başladıkları tarlanın başına geldim.

-İşçilere: “Kolay gelsin, iyi çalışmalar.” diyerek bir selam verdim.

Dayı başı geldi: -Hoş geldin Toktur Efendi, dedi. Ben de teşekkür ettim. -Kaç kişi çalışyor? diye sordum. -15 emele var. üçünün bebegi vardır. İki de küküm (yaşlı çalışmayan) var Beğim. diye cevap verdi.

-Eğer bebekleri saymaz isek toplam 17 kişiler.

Arabanın bagajını açtım. Dayı başına: -Bunları size getirdim alın, afiyet olsun! dedim. -Sağol Ağam! Deyip, bağajı boşalttılar. -Herkese yetti. Birazda arttı. Onu da sonra yeriz Begim sağol, kesenize bereket! diyerek beni uğurlarken, -İşinizini ne zaman bitirirsiniz? Ben gelecek hafta gene gelirim. dedim.

Dayı Başı: Haftaya biter, ya da az bişey kalır Beğim. dedi.

Ben eniştemle de vedalaştıktan sonra Kırşehir’e döndüm.

Pazartesi akşam eniştem telefonla beni aradı.

-Doktor bu işin içinden çıkamıyorum, şaşırdım kaldım. dedi.

-Ne oldu? Neyin içinden çıkamıyorsun? diye sordum.

- İlk gün sabah 1 kilo bal, 2 kilo tereyağı, peynir, zeytin yumurta, reçel götürdüm. Kapış kapış ettiler. Çayla etmekle karınlarını doyurdular.

Öğleyin 5 tane tavuk, katmerli çörek, 2 kova pirinç pilavı, çay götürdüm. Tavukları çekim çekim ettiler. Versen her biri, bir tavuk yiyecek. Gene çay ve ekmekle karınlarnı doyurdular.

Akşam: Bulgur pilavı, ayran, karpuz, kavun verdim. Gene memnun edemedim. Şaştım nasıl ederiz? dedi.

-Enişte, idare et! Ben hergün oraya varamamki. Hastane, muayene hane, ben de burada çalışmaya mecburum. Hadi kolay gelsin. Hafta sonu gelirim. dedim.

Cumartesi gene arabanın arkasını kapuz, kavun, domates, biber, salatalıkla doldurdum. Arabanın içine de 50 tane ekmek aldım. Tarlanın başına vardım. Arabadan indim.

-Kolay gelsin, nasılsınız iyi misiniz? diye çalışanları selamladım.

Dayı Başı geldi elimi sıktı. -Hoş geldin Begim! dedi.

Arabanın bağajını açtım. -Bunları size getirdim. Boşaltın alın! dedim.

Bu arada yaşlı, esmer bir kadın bastona benzer bir ağaç parçasına dayanarak, bana doğru geldi.

-Begim, ben bu Eyip Agadan hiç hoşnut degilim dedi. Ekledi. -Bu adam ne söz vermişti?

Sabahleyin: Bal, tereyağı, zeytin, peynir, yumurta, çay tırıp dedi mi? Öğleyin, kızarmış tavuk, katmerli çörek, pirinç pilavı, çay, sigara tırıp dedi mi? Akşam: Bulgur pilavı, ayran, karpız, kavun, çay sigara tırıp dedi mi? diye bana sordu."Ben de öyle dedi dedim."

.

Yaşlı kadın: İlk gün birşeyler koklattı. Ondan sonra hergün üç öyün dayadı önümüze bulgur pilavı ayran, bulgur pilavı ayran. Yedim yedim, aha şimdi sıçamıyom.

 

29

12


 

 

32

12

 



HÜSEYİN DEMİRCİ        Okunma Sayısı: 43


Yazdır

 

Yazarın Diğer Yazıları



Üye Giriş Paneli
E-posta:      
Şifre:        
Şifremi unutum
Başkan'ın Mesajı
Aidat Borcu Sorgulama
   
 
Son Ziyaretçi Yorumları
İbrahim Bahadır
Siteyi yapan arkadaşların emeğine sağlık çok güzel olmuş. Sitenin daha iyi geliştirerek köylümüzün gerekli ilgiyi göreceğine inanıyorum.

Seyrani durak
Adlarini internet kanal Ile cok gec.. Ogrendigim hakkin rahmetine kavusanlarin yakinlarina bassagligi ve sabirlar dilerim. Seyrani durak

Selahattin Kahraman
GENÇLİĞE ÇAĞRI BÖLÜMÜNÜ MUTLAKA OKUYUNUZ.


Tüm ziyaretçi yorumları için tıklayınız.
Günlük Gazeteler