ARTIK AİDAT VE BAĞIŞLARINIZ İNTERNET BANKACILIĞI ÜZERİNDEN YAPABİLİRSİNİZ TÜRKİYE İŞ BANKASI HÜSEYİNGAZİ ŞUBESi'DİR İBAN NO TR 08 0006 4000 0014 3890 0048 80 ALICI ADRESİ (ÇORUM İLİ ALACA İLÇESİ KARATEPE KÖYÜ DAY.DERNEĞİ ) GENÇLİĞE ÇAĞRI BÖLÜMÜNÜ MUTLAKA OKUYUNUZ.
Duyurular

Değerli Karatepe Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği üyeleri, Dernek üye aidatları ve yer parası borcu olanlar yıl bitmeden borcunuzu İsmet Bahadır'a  saat 10:00 ile 17:00)veya Ferudunçelik Muhtarımız Hasan Hüseyin Güngör'e ödeyebilirsiniz. Yıl sonu itibarı ile Denetim Kuruluna hesap kesim işlemi yaptırılacaktır. Borcunuzu öğrenmek için    GOOGLE--- karatepekoyu.com …. adresinde  TC NUMARANIZI GİREREK ÖGRENEBİLİRSİNİZ. Selamlar.


Çorum Hava Durumu
Anket
Türkiye ekonomisi nasıl gidiyor ?


 
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 17,9319   17,9642
EURO 18,3329   18,3659
       
Özlü Sözler
İstemek "istiyorum" demek değil, harekete geçmektir. (A.Maurrois)
Sitemizi Tavsiye Ediniz
Sitemizi arkadaşlarınıza tavsiye ederseniz memnun kalırız.
 
  
SAYGIDEĞER KARATEPE KÖYÜ HALKI.
 

SAYGIDEĞER KARATEPE KÖYÜ HALKI.

Pandemiden önce çeşitli vesilelerle derneğimizde buluşuyor, hal hatır soruyor, hasret gideriyorduk. Pandemi sonrası neredeyse köyümüz halkıyla da, üyesi olduğum dernek arkadaşlarımızla da görüşemez olduk.

Değerli halkımız, köyümüz insanları ne kadar birbirlerini sever sayarlarsa, aradaki dayanışma da o kadar çok güçlü olur.

Köyümüzden onlarca profesör, onlarca doktor, çeşitli kademelerde sayısız öğretmenlerimiz, mühendislerimiz, avukatlarımız, hakimlerimiz, kaymakamlarımız, valilerimiz, milletvekilimiz, müteahhitlerimiz, çeşitli kademelerde müdürlerimiz, askeri kademede subaylarımız olsa ne kadar güzel olur değil mi? Bunların hiçbirisinden köyümüze zarar gelmediği gibi faydaları da olur.

Köyümüzden çeşitli alanlarda girişimciler, iş sahipleri olsa bunlardan büyük mutluluk duyarız.

Ben kendisini görsem tanımam, İsmail Kahya’nın oğlu Bayram Bahadır köyde mandıra kurmuş. Kendisini tebrik ediyorum. Dilerim işini düzgün yürütür, mandırayı daha da geliştirir. Böylece hem kendisine, hem de ülke ekonomisine, üretimine katkıda bulunmuş olur. Böyle girişimcileri teşvik etmek, onlara en azından moral olarak destek olmak bile güzel şeydir.

Gerişimci köylülerimiz tek başlarına ekonomik olarak yetersizlerse, ortaklaşa bir iş yapabilirler. Bunları gördükçe, bizler de mutlu oluruz, sevinç duyarız.

Bütün bu iyi dileklerimizle tüm köy halkımıza en içten sevgi ve saygılarımızı arzediyorum.

Dr. Hüseyin DEMİRCİ

BAŞBAKAN, CUMHURBAŞKANININ NERESİNİ SIKTI ?

Değerli Okuyucular!

Hem Süleyman Demirel, hem de Turgut Özal, ülkemize bürokrat, siyasetçi, parti başkanı, başbakan, cumhurbaşkanı olarak hizmet etmişlerdir. Her ikisine de Allah’tan rahmet diliyor, mekanları Cennet olsun diyoruz.

Süleyman Demirel, başbakan olduktan sonra, Turgut Özal’ı bürokraside yüksek görevlere getirmiştir. Onun yurt çapında tanınmasına neden olmuştur. En son 12 Eyül 1980 ihtilalinden önce, Demirel tarafından kurulan 43. hükümette başbakanlık müsteşarı olarak görev yapıyordu.

İhtilalden sonra kurulan Bülent Ulusu hükümetinde de ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı olarak 22 ay görev yaptıktan sonra istifa ederek, 20 Mayıs 1993 te Avavatan Partisini kurmuştur.

12 Eylül 1980 ihtilali olunca, o zaman Adalet Partisinin Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel ile Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bülent Ecevit eşleriyle birlikte Gelibolu-Hamzakoy’a gönderilerek gözetim altına alındılar.

Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ile Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş İzmir-Uzunada’da gözetim altında tutuldular.

Çıkarılan bir kanunla, siyasi parti genel başkanlarına 10 yıl diğer il ve ilçe başkanlarına ise 5 yıl siyeset yapma yasağı getirildi. Siyasi partiler kapatıldı. Aynı isimle yeniden parti kurmaları yasakladı.

Seçimler 5 yılda bir yapılacaktı, millet vekili sayısı 400 olarak belirlendi.Ayrıca milletvekili çıkarabilmek için baraj %10 olarak belirlendi.

Ancak siyaset yapmaları yasaklanan bu kişilerin yasakları uzun sürmedi.

6 Eylül 1987 de halk oylaması ile siyeset yapma yasakları kaldırıldı.

12 Eylül 1980 ihtilaliinden sonra Türkiye’de ilk genel seçimler 6 Kasm 1983 tarihinde yapıldı.

6 Kasım 1983 seçimlerine girmeye, şu üç parti hak kazandı:

1-Halkçı Parti (HP) Genel Başkanı Necdet Calp.

2-Anavatan Partisi (ANAP) Genel Başkanı Turgut Özal

3-Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) Genel Başkanı Turgut Sunalp.

6 Kasım 1983 tarihinde yapılan seçimde:

ANAP: 212

HP : 117

MDP : 71 milletveki çıkardılar.

Cumhurbaşkanı Orgeneral Kenan Evren; hükümeti kurma görevini Turgut Ozal’a verdi. Özal, hükümeti kurdu. Ülkeyi yönetmeye başladı. O zamana kadar Türkiye’de, özelleştirme diye bir kavram yoktu. Özal, bazı kurumları özelleştirmeye başladı. Televizyondaki şu tartışması uzun süre unutulmadı:

Bir televizyon tartışmasında: Özal, bazı kurumların özelleştirileceğini. bazılarının satılacağını belirtti.

-Halçı Parti Genel Başkanı Necdet Calp”Ben sattırmam.” deyince, Özal -Babalar gibi satarım demiştir. Böylece ülkemizde özelleştirme hareketleri başlamıştır.

1987 yılında Özal hükümeti, erken seçim kararı aldı ve 29 Kasım 1987 de erken seçime gidildi.

Bu seçimde partilerin oy dağılımı şu şekilde belirlendi:

Anavatan Partisi (ANAP) ....................: 288

Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) : 98

Doğruyol Partisi (DYP) ........................: 52

Demokratik Sol Parti.............................: 5

Refah Partisi..........................................: 6

Bu seçimde Sülayman Demirel de Isparta’dan milletvekili seçilerek meclise girdi.

288 milletvekili ile çoğunluğu sağlayan Turgut Özal, tekrar hükümeti kurarak ikinci defa başbakan oldu.

31 Ekim 1989 da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Tuurgut Özal 247 oy alarak, Türkiye’nin 8. cumhurbaşkanı olarak seçildi.

Kendi elleriyle bürokraside yüksek makamlara getirdiği Turgut Özal’ın bu kadar yüksek oy almasına ve kendisinin 52 milletvekili ile kalmasına Demirel çok üzüldü. Fakat elden de bir şey gelmiyordu. Bunun için 1991 de yapılacak genel seçimleri iple çekiyordu.

Nihayet 1991 genel seçimleri propogandası yapılmaya başlayınca, Demirel meydanlara çıktı. İl il, ilçe ilçe dolaştı, her gittiği yerde:

-Ben seçimi kazandğımda, hükümeti kurmak için Çankaya Köşküne çıkmam. Özal’ın ELİNİ SIKMAM. Çankaya aşağıya iner. Alın benim müsteşarımı bu göreden! diyerek ülkeyi karış karış dolaştı. Çok aktif çalışıyordu ama yaşı da bir hayli ilerlediği için, yorgunluğu da yüzünden okunuyordu. Fakat her konuşmasında Cumhurbaşkanı Özal’a çatmaktan kendisini alamıyordu. Özal’ın Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkünde kalmasını bir türlü hazmedemiyodu.

Nihayet 1991 seçimleri yapıldı.

Bu seçimde milletvekili dağılımı şöyle oluştu:

Doğruyol Partisi (DYP) ....................: 178

Anavatan Partisi (ANAP) ..................: 115

Sosyaldemokrat Halçı Parti (SHP)..... 89

Refah Partisi (RP) ..............................: 61

Demokratik Sol Parti (DSP) ...............: 7

milletvekili çıkardı.

En çok milletvekili çıkaran partinin başkanı Süleyman Demirel’i Cumhurbaşkanı Turgt Özal, hükümeti kurma görevini vermek amacıyla Çankaya Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne çağırdı. Kısa bir hal hatır konuşmasından sonra, hükümeti kurma görevini, Demirel’e verdi.

Bu sırada Çankaya Köşkü’nün kapısına yığılan gazeteciler. Baktılar, Demirel yüzü güler bir şekilde geliyor. Hemen mikrofonları Demirel’in ağzına dayadılar.

-Efendim, elini sıktınız mı, elini sıktınızmı? diye haykırıyorlardı.

-Demirel kendine özgü ifadesiyle

-YA NERESİNİ SIKACAKTIM? DEDİ.

ROMEN KADIN, KÖY BEKÇİSİNİN NERESİNE SIÇTI?

Değerli Okuyucular! Eskiden köyler kalabalıktı. Köylere, ara sıra Romenler; at arabasıyla, atla, eşekle gelir, köyün veya arazinin uygun bir yerine çadırlarını kurarlardı.

Köylünün, Romenlere; “buraya çadırınızı kuramazsınız” deme gibi bir hakları yoktu. Devlet, bunlara berirli yerlerde, belirli bir süre kalmalarına izin vermişti.

1980 yılının Mayıs ayında, Romenler kalabalık bir kafile halinde gelerek, Karatepe Köyü’nde Yukarı Çayır denilen yere, bir sürü çadır kurdular.

Romenlerin kadınları; bohça denilen torbalarının içinde, gelin olacak kızlar için, çeyiz malzemeleri, giyim eşyaları, havlular, eşarplar, çamaşırlar satarlardı. Karşılığında genellikle para alırlardı. Bazen de parası olmayanlar, aldıkları mal karşılığında, yiyecek malzemeleri, un, ekmek, yumurta verirlerdi.

Romenlerin erkekleri de, kalbur, elek, maşa gibi eşyalar yaparlardı. Kadınları onları da pazarlarlardı.

Bu kadar kalabalık Romen kafilesinin bir sürü de atları, eşekleri vardı. Onları da başıboş vaziyette araziye saldılar. Başı boş otlayan bu hayvanlar, köyün buğday tarlalarına girerek, zarar vermeye başladı.

Muhtar; köyün bekçisini çağırdı:

-Git söyle, komşunun malına, mülküne zarar vermesinler! dedi.

Köy bekçisi Haydar Ağa: “Gel birlikte gidelim, hem şöyle bir gezelim, hava alalım, hem de şu Romen’lere tembih edelim, araziye zarar vermesinler.” diye yanına (Eyup Bahadır) Eyüp Ağa’yı da alarak, çayıra gittiler.

Bekçi, daha çok çocukların ve kadınların bulunduğu kalabalık bir topluluğa yaklaşarak, biraz azarlar tarzda ve yüksek sesle: “Atlarınıza, eşeklerinize sahip olun! Bakın, köyün buğday tarlalarının içinde yayılıyorlar. Köylü kızıyor, Muhtar beni özellikle gönderdi,” diye onları uyardı.

Romenler’den orta yaşlı, iri kıyım, esmer bir kadın: “Tamam, Ağa bakarız. Merak etmeyin!” diye cevapladı.

Köy bekçisi üsteledi. “Bir daha tekrar gelmeyim. Eğer gene şikayet gelirse, ben de buraya gelmek zorunda kalırsam, sizin için çok kötü olur. Hayvanlarınıza sahip olun, terbiyesizlik yapmayın!” dedi.

Romen kadın bekçi Haydar Ağa’ya: “fazla dır dır etme, gagana sıçarım.” dedi.

Köy bekçisi ve Eyüp Ağa, başka bir şey söylemeden, oradan uzaklaştılar.

Bekçi Haydar Ağa, Eyüp Ağa’ya sordu:

-Ula, Eyüp Ağa, bu (çingene kadın) cingan garı benim nereme sıçtı? dedi.

Eyüp Ağa, Köy bekçisi Haydar Ağa’ya; “Valla, bildiğim kadarıyla gaga diye buruna denir. Herhalde senin burnuna sıçtı.” dedi.

Bunun üzerine bekçi Haydar Ağa sinirlendi: “Gideyim, şunlara hadlerini bildireyim.” diyerek geri dönmek istedi.

Eyüp Ağa, bekçinin kolundan tuttu: ”Gel, boşuna gitme! Daha kötü olur. Onlara uyma! Bu sefer de başka yerlerine de sıçarlar.” diyerek bekçi Haydar Ağa’yı göndermedi.

 

GAZZACİ BEKTAŞ ŞİMİRİN EŞEĞİ OLMADI.

Değerli Okuyucular! Köyümüzde, etliye sütlüye dokunmayan, kendi halinde olan, Bektaş Buyruk isimli bir amcamız vardı.

Bektaş Amca evini geçindirmek için şehirden teneke ile gazyağıalır, eşeğine yükler, köy köy dolaşarak onu satar, üçbeş kuruş kazanırdı. Bu nedenle ona Gazzaci Bektaş (gazyağı satıcısı) derlerdi.

Nerede aransa, orada bulunduğu ve elinin de çabuk olmasınedeniyle de, ona,Cinbekdeş diyenler de olurdu.

Gazzaci Bektaş’ın Kanlıbent denen arazide Büyük Öz denen çayın kenarında bir tarlası vardı. Çayın karşı tarafında da Arapseyfi Köyünden Kara Şükrü adında bir kişinintarlası vbulunuyordu. O yıllarda yağmur bol olurdu. Sık sık, çok gür seller gelirdi.

Gel zaman git zaman, sel Kara Şükrü’nün tarlayı ortadan ikiye böldü ve bir parçası Gazzaci Bektaş’ın tarlasına eklendi.

Kara Şükrü:”Tarlanın bu kısmı benim.” dedi. Gazzaci Bektaş: “Hayır benim.” dedi.

Nihayet Kara Şükrü dava açtı ve keşif getirdi.

Hakim her iki köyden de ikişer şahit seçti.

Kara Şükrü’nün köyünün şahitleri, “Bu tarla Bektaş Buyruk’undur.” diye ifade verdiler.

Karatepe Köyü’nden, yani Bektaş Buyruk’un köyünden seçilen şahitler de, bu tarla BektaşBuyruk’undur diye ifade verdiler.

Hakim:”Vebalı günahı şahitlerin boynuna, Yaz kızım dava konusu tarlanın Karatepe Köyü’nden Bektaş Buyruk’un olduğu tespit...” derken

Kara Şükrü: “Bir dakika Hakim Bey, sizden bir isteğimolacak.”

Bektaş Buyruk’a “Bu tarla senin olduğuna, öbür dünyada Şimir’in eşiği olur musun, diye bir yemin verin! Olurum derse, ben tarlamdan vazgeçiyorum.” dedi.

Hakim: “EvladımBektaş Buyruk, bu tarla senin olduğuna öbür dünyada Şimir’in eşeği olur musun? Deyince, Fakının oğlu Gazzaci Bektaş’ın koltuğuna girdi. “Olurum de, lan, Olurum de. Şimir’in eşeğini  şeydiyim.” dediyse de,

-Bektaş Buyruk: Şimir’in eşeği olamam Hakim Bey, dedi.

Hakim tarlayı Kara Şükrü’nün üzerine hükmetti.

Not: Şimir: Kerbela’da Hazreti Peyamberin torunu Hasreti Hüseyin’in kafasınıkeserek gövdesinden ayıran ve halk arasında sevilmeyen bir kişidir. Gazzaci Bektaş da öbür dünyada, Şimir’in eşeği olmayı kabul etmeyince, tarlayı kaybetti.

MUHAREM AĞA EŞEĞİNİ NEREYE BAĞLADI? (MUHARREM)

Değeli okuyucular ve Sevgili Gençler! 1950’li 1960’lı yıllarda, genellikle köyden şehire atla, eşekle giderledi. Şehire varınca da, eşeği bir hana bağlarlar, ihtiyalarını karşılamak için çarşıya çıkarlar, alış verişlerini yaparlar, sonra hana gelir, han parası olan, o zamanki fiyatla 50 kuruşu öderler, geri köye dönerlerdi.

Bizim köylü Muharem Ağa düşünüyor:”Eşeği hana bağlayıp da, boşuna niye 50 kuruş vereyim. Uygun bir yere bağlarım, sonra da çözer, köye dönerim.” diye düşünürken, bakıyor ki, hükümet binasının önünde üç tane bayrak direği var.

Muharem Ağa sevinerek, eşeği direğin birisine bağlıyor, çarşıya çıkıyor.

Eşek yoldan geçen diğer hayvanları, eşekleri görünce, başlıyor anırmaya. Bir anırtı, iki anırtı derken kaymakam rahatsız oluyor ve balkona çıkıyor. Birde ne görsün; bayrak direğine bağlı bir eşek, anırıp duruyor.

Hemen polisi çağırıyor. “Bu eşeği alın, götürün, bir hana bağlayın! Sahibine de 5 lira para cezası yazın!” diye emir veriyor.

Polis eşeği götürüyor, Hancı Hasan’ın hanına bağlıyor.

Eşeğin sahibi ne zaman gelecek diye hükümet konağının kapısında beklemeye başlıyor.

Biraz sonra bizim Muharem Ağa elinde aldığı malzemeleri, heybesi ile etrafa bakarak, sallana sallana geliyor. Eşeği bağladığı bayrak direğine bakıyor. Eşek yok. Eşeğini yerinde göremeyen Muharem Ağa, şaşkın, üzgün, etrafı gözetliyor.. Polis durumu anlıyuor.

-Muharem Ağa’ya “Ne arıyorsun hemşerim?” diyor.. Muharem Ağa, Polise, “Efendi, buraya eşeğimi bağlamıştım. Çalmışlar, göen oldu mu acaba? Diye soruyor.

Polis memuru gülümsüyor.

-Biz de seni arıyorduk. Burası Hükümet Konağı, Hükümet konağının bayrak direklerine eşek bağlanır mı? Eşeğin zır zır anırdı. Kaymakam rahatsız oldu. 5 lirada ceza kesilmesini söyledi.Al şu makbuzu diyerek Muharem Ağaya ceza faturasını uzatıyor.

Muharem Ağa cezayı veriyor. Polise, “Efendi Ağa, eşeğim nerede?” diye soruyor.

-Polis, eşeğin Hancı Hasan’ın hanında. Git, oradan han parası 50 kuruşu da öde, eşeğini al, diyor.

50 kuruşu baştan ödemeyip de, eşeğini hükümet konağının bayrak direğine bağlayan Muharem Ağa, hem 5 lira ceza veriyor, hem de 50 kuruş han parasını gene vödüyor.

Kör pişman köye dönüyor. Kolay mı? O zamanın 5 lirası iyi paraydı. Belki tüm aldıkları malzeme 5 lira bile değildi. Yazık oldu bizim Muharem Ağa’ya.

EYUP AĞA YAŞLI KADINI NEDEN HASTA ETTİ?

Sevgili Okuyucular, Kırşehir’de doktor olarak çalışırken hafta sonları sık sık da köye giderdim. Bizim tarlaları ağabeyim eker, biçerdi. Benim ekili birşeyim yoktu, ama, komşuların ürünlerinin iyi olmasına çok sevinirdim. Onların buğday ve nohut tarlalarını gezerdim.

Eniştem Eyüp Bahadır da benimle gezerdi. Gene böyle bir gün tarlaları gezdik, köye döndük. Eniştem bana dediki: -Doktor, sürekli köye gelip gidiyorsun. Çiftçiliği de seviyorsun. Tohumu senden, öteki hizmetleri benden 150 dönüm ortak nohut ekelim. Yeşerince yeşilliğine bakar, bir seviniriz, olgunlaşmaya başlayınca, dolaşır olgunlarını yeriz. Yolar köye getiririz. Sen Kırşehir’e götürürsün.Çocuklara: -Bakın çocuklar bu bizim tarlanın nohutları, dersin.

-İyi olursa ikimizde kar ederiz. İyi olmazsa onu da Allah bilir, dedi.

Benim de aklıma yattı. “Nasıl olsa köye gelip, gidiyoruz. Hiç olmazsa geliş gidiş 300 kilometrelik bu yolu boşa gelip gitmemiş oluruz.” diye düşündüm. Enişteme 60 teneke nohut satın alıp, verdim.

Bahar gelince onu bir güzel ektiler. Havalarda iyi gitti. Yağmur da iyi yağıyordu.

15 Mayıs’ta ailece köye gittik. Eniştem, çocuklar, ben tarlaları gezdik. Her taraf yemşeşil, nohutlar güzel gelişmiş. Neşeli bir şekilde köye döndük.

Hasat zamanı geldi. Eniştem beni köye çağırdı.

-Doktor, nohutlar güzel oldu da, yağmur, dolu yağmadan bir yoldurabilirsek iyi olacak. dedi.

O zamanlar, nohutlar bireçdöverle alınmıyordu. Elle yolunuyordu. Bu yolum işini de genellikle Urfa tarafından gelen işçiler yapıyordu.

“İşçileri nerede buluruz?” diye düşünürken,Yozgat’ın Mahal Köyünde nohut yolduklarını, öğrendik. “Birkaç güne kadar oranın işi biter. Bizim köye getirirsek iyi olur.” diye düşündük.

Bindik arabaya, Mahal’a vardık. Vardık ama o sıralar Urfa’lı işçiler de karaborsaya çıkmış. Her köyden onlara talep gelmiş. O diyor; ”bizim köye gidelim.” Öteki diyor; “ bizim köye gidelim.” Pazarlık, işçilerin başında Dayı Başı denen birileri var, onunla yapılıyor.

Ben enişteme dedim ki: “Dayı Başına deki: Benim ortağım doktor. İşiniz biter bitmez paranız tıkır, tıkır ödenir. Öyle hele nohudu satalımda, ondan sonra paranızı verelim diye sizi oyalamayız, de!” dedim.

Eniştem gitti Dayı Başına aynen anlattı. Dayı Başı benim yanıma kadar geldi. Beni şöyle baştan aşağı iyi bir süzdü. “Demek siz toktorsunuz.” dedi. Ben de; “Evet doktorum Kırşehir’de çalışıyorum.” dedim.

Dayı Başı enişteme; “Yeme içeme konusunda nasıl bakarsınız. Bizi aç bırakmayın da!” dedi.

Eniştem: “Ben köyün ileri gelenlerindenim. Bana Eyüp Ağa derler.

Sabah kahvaltısında: Çay, peynir, bal, zeytin, tereyağı, çeşitli reçeller, yumurta tırıp. İçen varsa sigarada benden.

Öğlen yemeğinde: Katmerli çörek, kızarmış tavuk, pirinç pilavı, yoğurt, ayran, çay tırıp. Sigara gene benden.

Akşam yemeği: Bulgur pilavı, ayran, karpuz, kavun, çay. Sigara gene benden.” deyince Dayı Başı zevkten dört köşe oldu. Ağzı kulaklarına varıyordu.

Dayı Başı enişteme söz verdi. -Tamam dayı, Bugün Pazartesi, buranın işi Cumaya biter. Cumartesi sabah kesin sizin köydeyiz. dedi.

-Ben 500 lira kapora verdim. Ona da çok memnun oldu.

Eniştemi köye bıraktım. -Ben Cumartesi Öğleye doğru gelirim. dedim. Kırşehir’e döndüm.

-Cumartesi günü Kırşehir’de arabanın arkasını karpuz, kavun ile doldurdum. İşçilerin çalışmaya başladıkları tarlanın başına geldim.

-İşçilere: “Kolay gelsin, iyi çalışmalar.” diyerek bir selam verdim.

Dayı başı geldi: -Hoş geldin Toktur Efendi, dedi. Ben de teşekkür ettim. -Kaç kişi çalışyor? diye sordum. -15 emele var. üçünün bebegi vardır. İki de küküm (yaşlı çalışmayan) var Beğim. diye cevap verdi.

-Eğer bebekleri saymaz isek toplam 17 kişiler.

Arabanın bagajını açtım. Dayı başına: -Bunları size getirdim alın, afiyet olsun! dedim. -Sağol Ağam! Deyip, bağajı boşalttılar. -Herkese yetti. Birazda arttı. Onu da sonra yeriz Begim sağol, kesenize bereket! diyerek beni uğurlarken, -İşinizini ne zaman bitirirsiniz? Ben gelecek hafta gene gelirim. dedim.

Dayı Başı: Haftaya biter, ya da az bişey kalır Beğim. dedi.

Ben eniştemle de vedalaştıktan sonra Kırşehir’e döndüm.

Pazartesi akşam eniştem telefonla beni aradı.

-Doktor bu işin içinden çıkamıyorum, şaşırdım kaldım. dedi.

-Ne oldu? Neyin içinden çıkamıyorsun? diye sordum.

- İlk gün sabah 1 kilo bal, 2 kilo tereyağı, peynir, zeytin yumurta, reçel götürdüm. Kapış kapış ettiler. Çayla etmekle karınlarını doyurdular.

Öğleyin 5 tane tavuk, katmerli çörek, 2 kova pirinç pilavı, çay götürdüm. Tavukları çekim çekim ettiler. Versen her biri, bir tavuk yiyecek. Gene çay ve ekmekle karınlarnı doyurdular.

Akşam: Bulgur pilavı, ayran, karpuz, kavun verdim. Gene memnun edemedim. Şaştım nasıl ederiz? dedi.

-Enişte, idare et! Ben hergün oraya varamamki. Hastane, muayene hane, ben de burada çalışmaya mecburum. Hadi kolay gelsin. Hafta sonu gelirim. dedim.

Cumartesi gene arabanın arkasını kapuz, kavun, domates, biber, salatalıkla doldurdum. Arabanın içine de 50 tane ekmek aldım. Tarlanın başına vardım. Arabadan indim.

-Kolay gelsin, nasılsınız iyi misiniz? diye çalışanları selamladım.

Dayı Başı geldi elimi sıktı. -Hoş geldin Begim! dedi.

Arabanın bağajını açtım. -Bunları size getirdim. Boşaltın alın! dedim.

Bu arada yaşlı, esmer bir kadın bastona benzer bir ağaç parçasına dayanarak, bana doğru geldi.

-Begim, ben bu Eyip Agadan hiç hoşnut degilim dedi. Ekledi. -Bu adam ne söz vermişti?

Sabahleyin: Bal, tereyağı, zeytin, peynir, yumurta, çay tırıp dedi mi? Öğleyin, kızarmış tavuk, katmerli çörek, pirinç pilavı, çay, sigara tırıp dedi mi? Akşam: Bulgur pilavı, ayran, karpız, kavun, çay sigara tırıp dedi mi? diye bana sordu."Ben de öyle dedi dedim."

.

Yaşlı kadın: İlk gün birşeyler koklattı. Ondan sonra hergün üç öyün dayadı önümüze bulgur pilavı ayran, bulgur pilavı ayran. Yedim yedim, aha şimdi sıçamıyom.

HACI BEKTAŞİ  VELİ

Pir Hacı Bektaş Veli'ye bir gün sorarlar;

Kadınları neden ibadetlerinize alıyor,

bir arada ibadet ediyorsunuz,

kadınlara neden bu kadar değer veriyorsunuz..?

Hünkar Şöyle cevap verir;

Erkek Arslan Arslanda,

Dişi Arslan Arslan Değil mi..?

Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde,

Hak’kın yarattığı her şey yerli yerinde.

Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok,

Noksanlık eksiklik, senin görüşlerinde. İnsanlığı

sevgiye, iyiliğe ve barışa davet eden Pir Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’yi vefatının 750. yılında saygıyla anıyorum.

ADAMIN BAŞINA

GÖKTEN ADAM DÜŞTÜ

Değerli Okuyucular!

2021 yılı Şubat ayında Antalya’da havalar soğuyunca, belediye; sokakta yatan vatandaşları, üşümesinler, soğuktan zarar görmesinler diye otellere yerleştirdi. Böyle bir hizmet; belediyelerin vatandaşlara vermiş olduğu en değerli insancıl bir hizmettir. Vatandaşlar; belediyenin kendilerine verdiği değeri bilmeli ve böyle bir hizmeti taktir etmeleri gerekirken, bu hizmeti yanlış anlayanlar, taktir etmeyen insanlar da olabiliyor.

Ruhsal rahatsızlığı olan bir vadandaş, belediyenin bu hizmetini, kendisini otele hapsetme hareketi olarak düşünmüş olacak ki: 21 Şubat günü otelin ikinci kat penceresinden aşağıya atladı.

O sırada yoldan giden bir vatandaşın başına düştü. İkisi birden yere yuvarlandılar. Her ikisinde de sıyrıklar, yaralanmalar oldu. İkisini de hastaneye kaldırdılar. Neyseki de hayati tehlikelerinin oluşmadığı tespit edildi.

Başına adam düşen kişi: “Ben başıma gökten neyin düştüğünü anlamadım ki .” diyerek şaşkınlığını belirtti.

İnsanların başına gökten herşey düşebilir, ama bir adamın düşeceği pek akla yatmaz. Demek ki insanların başına, gökten adam da düşebiliyormuş.

Değerli Okuyucularımız: “Canım bu da olacak şey mi? Adam atlarken yolda giden kişiye dikkat etmez mi?” diye düşünebilirler.

Olayın yaşandığı tarihte akşam haberlerinde, televizyonda da görüntüleri de yayınlandı.

İSTANBUL’UN KURTULUŞU

Değerli Okuyucular!

İstanbul iki defa kurtulmuştur.

Birincisi Fatih Sultan Mehmet tarafından 1453 yılında Osmanlı topraklarına katılarak Türklerin eline geçmiştir.

İkincisi ise: Birinci Dünya Savaşı’nda, İttifak Devletlerinin, İtilaf Devletlerine yenilmesi sonucu bizde yenilmiş sayıldık. Osmanlı Devleti’nin toprakları, İtilaf Devletleri tarafından paylaşıldı. Osmanlı Padişahının İstanbul’da kalması kaydıyla Osmanlıya, Anadolu’nun ortasında birkaç vilayet verildi. Kısacası Osmanlı yokolmak üzereydi. Bizi geldiğimiz yere, Asya bozkırlarına sürmeyi düşünüyorlardı. Hatta bu konuda İngiltere başbakanı Lioyd GEORGE diyor ki: “Osmanlı Devleti yok olacak diye üzülecek değiliz”

Osmanlı Devleti parçalanırken, İngiltere de İstanbul’u, Boğazları ve Marmara Bölgesinin bir kısmını işgal etmişti. Bu işgal 30 Ekim 1918 de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasına dayanarak yapıldı.

İşgal kuvvetleri gemileriyle, 13 Kasım 1918 de İstanbul’a gelerek, Haydarpaşa önlerine demir attılar. Bu geliş 16 Mart 1920 tarihinde resmi işgale dönüştü. Yani resmen İstanbul, Çanakkale, Boğazlar ve Marmara Bölgesinin bir kısmı işgal kavetlerince özellikle de İngiliz’lerin eline geçti. İstanbul, işgal kuvvetleri başkomutanı da General HARİNGTON’du.

Çanakkale’de 250.000 şehit vererek, ÇANAKKALE GEÇİLMEZ destanını yazdıran Türk Ordusu, birlikte savaştığımız devletlerin yenilmesiyle, biz de yenilmiş sayıldık. Böylece dünya kenti güzel İstanbul’umuz elimizden çıkmıştı. Düşman gemilerinin toplarınının namlusu Dolmabahçe Sarayı’nda oturan Padişah Vahdettin’in sarayına çevrilmişti. Bu nedenle Vahdettin korkudan Dolmabahçe Sarayı’ndan, Yıldız Sarayı’na taşındı. Vahdettin; “Kendimi Allah’tan sonra İngilizlerin güvenliğine teslim ediyorum”. demiştir.

Bugünler için bir şairimiz diyor ki:

“Ağlamaktan gözlerim, kızarmıştı akları,

Kara yas bürümüştü kırmızı bayrakları.

Boyunlar bükülmüştü, başlar durmuyordu dik.

Kendi vatanımızda, vatansızlar gibiydik.

Ama “Geldikleri gibi giderler” diyen birisi vardı. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK. Nihayet 19 Mayıs 1919 da Samsun’a çıkarak Anadolu ateşini yaktı. 9 Eylül 1922 de İzmir’de düşmanı denize döktü. İzmir’in kurtuluşundan sonra, Damat Ferit Paşa, 21 Eylül 1922 de ardına bakmadan yurt dışına kaçtı.

Kurtuluş Savaşı başarıyla sona erince, bize karşı savaşanlar, 11 Ekim 1922 de Mudanya Ateşkes Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldılar. Bu antlaşmaya göre: Yunanistan, Doğu Trakya’yı Türk birliklerine teslim edecekti. Nihayet etti.

İstanbul ise barış antlaşmasından sonra teslim edilecekti. Nihayet 24 Temmuz 1923 te Lozan Barışı imzalandıktan sonra, İtilaf Kuvvetleri, 23 Ağustos 1923 ten itibaren, İstanbul’dan ayrılmaya başladılar. Son İtilaf Birlikleri, 4 Ekim 1923 te Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen bir törenden sonra Türk Bayrağını selamlayarak İstanbul’dan ayrıldılar.

6 Ekim 1923 günü, Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. kolordu İstanbul’a girdi. Böylece işgal resmen sonlanmış oldu. İstanbul , tam 4 yıl, 10 ay, 23 gün süren işgal karanlığından kurtulmuş oldu.

Bu nedenle her yıl 6 Ekim günü, İstanbul’un kurtuluş günü olarak kutlanır.

Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtarıcısı ve kurucusu olan Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve Silah Arkadaşlarına, Türk Milleti olarak en içten saygı ve hürmetlerimizi arzediyoruz.

Değerli Arkadaşlarım! Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı hem acıklı, hem de insanın göz pınarlarından iplik iplik yaşlar dökülerek zevkle okunan konulardır.

Her Türkiye Cumhuriyeti Aydını, Osmanlı tarihini, Birinci Dünya Savaşı’nı, Kurtuluş Savaşı’nı tarafsız bir şekilde ve özümleyerek mutluka okumalıdr. Örneğin; İngiltere’de Çanakkale Savaşı ile ilgili iki ciltlik bir kitap yazılmıştır. O kitapta diyor ki: Çanakale’de orduyu elinde tutan Komutan, Mustafa KEMAL’di.

Herkese en içden saygılarımı arzediyorum.

Dr. Hüseyin DEMİRCİ

SURİYELİ GÖÇMENLERİN DURUMU

Sevgili Okuyucular!

Ülkemizde ne kadar Suriyeli göçmen var, kesin olarak bilinmiyor. Tahminen 4-6 milyon arasında olduğu sanılıyor.

Suriyelilerle yakın temasım olmadan onların yaşantılarını gazetelerden ve televizyonlardan izliyordum. Yenimahalle’de kızımın küçük bir dairesi vardı. Onu Suriyeli bir aileye kiraya verdim. Ev küçük ve 3-4 kişilik, bir ailenin zar zor yaşayacağı bir ev. Burayı tutarken de kendilerine: ”Burada ancak 3-4 kişi kalacaksanız tutun! Aileniz kalabalıksa rahat olamazsınız. Tutmayın!” dedim.

Suriyeli aile reisi de bana: ”Bizde 3 büyük bir de çocuk var.” deyince onlara kiraya verdim. Bu arada komşular:”Aman, Suriyeliye verme!” diye beni uyardılar. Fakat ben vermeyeceğim, o vermeyecekete bu zavallılar nerede kalacak diye düşünerek verdim.

Ama verdiğime bin pişman oldum. Apartmanda oturan diğer aileler durmadan telefonla arıyor: ”Aman Hocam gel, evini bir gör! Biz size demedik mi, sakın Suriyeliye verme diye, evde on kişi kalıyor. Çoluk çocuk, gürültü patırtı, temizlik sıfır. Kanallar tıkandı. Lavobalara karpuz kabuğu, paçavralar atıyorlar. Gel gör bunları çıkar.”

Gittim gerçekten neredeyse eve sığmayayacak kadar kalabalık bir aile, adamın iki tane karısı var. Gelini kızı oğlu sanıyorum 10 kişiden kalabalık. Yaşlılar türkçeyi bilmiyor. 8-10 yaşlarındaki çocuklar kıt sat Türkçe biliyor. Apartmanın bahçesinde 10 dan fazla çocuk var, 5-12 yaşları arasında hepsi Suriyeli. Meğer apartmanda bizim evden hariç iki suriyeli aile daha varmış. Bu yaşlarda okulda olması gereken çocuklar, sokakta ve bahçede. Okula gidiyor musunuz? diye sordum. “Hayır gitmiyoruz dediler”.

İşte en büyük sorun burada başlıyor. Bu çocuklar okula gitmiyorlar. Haliyle okuma yazmada bilemeyecekler. Cahil birer insan olarak yetişecekler. Dilim varmıyor ama bunlar hırsız, haydut, eroinci, balici, bonzaici olacaklar.

Komşuların tacizi nedeniyle emlakçı onları çıkarmış. Bu seferde Iraklı bir Türkmen’e vermiş.

Bu göçmenler konusunu düşündükçe hem ülkeme, hem de o insanlara acıyorum.

Bu sorun; üzerinde duşünülerek, mutlaka çözülmelidir diye düşünüyorum.

Herkese en içten saygılarımla.

 

29

12


 

 

32

12

 



HÜSEYİN DEMİRCİ        Okunma Sayısı: 412


Yazdır

 

Yazarın Diğer Yazıları



Üye Giriş Paneli
E-posta:      
Şifre:        
Şifremi unutum
Başkan'ın Mesajı
Aidat Borcu Sorgulama
   
 
Son Ziyaretçi Yorumları
İbrahim Bahadır
Siteyi yapan arkadaşların emeğine sağlık çok güzel olmuş. Sitenin daha iyi geliştirerek köylümüzün gerekli ilgiyi göreceğine inanıyorum.

Seyrani durak
Adlarini internet kanal Ile cok gec.. Ogrendigim hakkin rahmetine kavusanlarin yakinlarina bassagligi ve sabirlar dilerim. Seyrani durak

Selahattin Kahraman
GENÇLİĞE ÇAĞRI BÖLÜMÜNÜ MUTLAKA OKUYUNUZ.


Tüm ziyaretçi yorumları için tıklayınız.
Günlük Gazeteler